CORANA VİRÜSÜ GÖLGESİNDE CEMAATLE NAMAZ VE CUMA NAMAZI
“Ey iman edenler! Cuma günü namaz için çağrı yapıldığı zaman, hemen Allah’ın zikrine koşun ve alışverişi bırakın. Eğer bilirseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Namaz kılınınca artık yeryüzüne dağılın ve Allah’ın lütfundan nasibinizi arayın. Allah’ı çok zikredin ki kurtuluşa eresiniz. (Durum böyle iken) onlar bir ticaret veya bir oyun eğlence gördükleri zaman hemen dağılıp ona koştular ve seni ayakta bıraktılar. De ki: Allah’ın yanında bulunan, eğlence ve ticaretten daha hayırlıdır. Allah, rızık verenlerin en hayırlısıdır.” (Cuma, 62/9-11)
Dinimize göre, şartlarını taşıdığımız zaman, Cuma namazını topluca kılmamız Allah’ın bir emridir. Camileri yaşatmanın en iyi yolu, bu mübarek mekânları cemaatsiz bırakmamaktır.
Halkımızın büyük bir kesiminde var olan gönül kırıklığının bir sebebi Kâbe’nin ibadete kapatılması iken diğer taraftan onun şubeleri olan cami ve mescitlerimizin cemaatle namaza ara verilmesi ve en sonunda da Cuma namazının kılınamamasıdır. Bu durumun devam ettirilebilirliliği onarılmaz manevi hasarlara ve dönüşü olmayan dünyevileşmeye bağlı içtihatların ortaya çıkmasına sebep olacağı değerlendirilmektedir.
“İlay-ı kelimetullah’ı” yani İslâm esaslarını öğrenme, öğretme, ferdî ve içtimaî planda yaşama, yaşanmasını sağlamaya çalışma, İslâm’ı tebliğ ve bu hususta karşılaşacağı engelleri aşmak için göstermesi gereken gayreti sekteye uğratan her türlü yasağın tam ve net olarak karşısında olmak her mü’minin hissiyatıdır. Ruhları üniformalı milletimizin bu tür yasaklarla değil, sorunların iman ve akıl dengesi içerisinde ilmin verileriyle, istişare ederek, tedrici ve temkinli kararlarla korunması gerektiği değerlendirilmelidir.
İslâm’ın beş şartından biri olan namazın belirlenmiş vakitleri içinde eda edilmesi özel bir öneme sahip olduğundan (en-Nisâ 4/103) bu ibadetin vakti geçirilmeden yerine getirilmesi için bazı durumlarda özel kolaylıklar tanınmıştır. Ayrıca savaş, tabii âfetler gibi fevkalâde durumlarda bile namazın cemaatle kılınmasının önemine vurgu anlamı taşıyan tek imama uyarak nöbetleşe namaz kılma biçimine Kur’an ve Sünnet’te yer verilmiştir. Bu tedbirlerin hiçbiri aşamalı olarak devreye alınmadan yasaklamaların gündeme alınmasının, usul açısından kabul edilebilir olduğu şüpheyle değerlendirilmektedir.  
"Ve sen içlerinde olup da onlara namaz kıldıracak olursan, onlardan bir bölümü seninle birlikte namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar" (enNisâ 4/102) ayetinde Allah Teâlâ cihad sırasında korkulu anlarda bile cemaatle namaz kılmayı söz konusu etmektedir. Korkulu anlarda cemaatle namaz kılmanın teşvik edilmesi, normal zamanlarda cemaate riayet edilmesinin daha öncelikli ve önemli olduğunu da belirtmiş olmaktadır.
Savaş durumunda namazın, normal kılınış biçiminin dışında farklı bir şekilde kılınması, (namazın ve cemaatin iptal edilmemesi) cemaatin önemini ve cemaat-güvenlik dengesini sağlamak açısından elimizde önemli verilerdendir.
Yüce dinimiz İslam, insanlık için dünya ve ahiret saadetini temin etmek üzere gönderilmiştir. Dinimizin evrensel niteliklerinden birisi de onun kolaylık dini olmasıdır. İnsanı gücü nispetinde sorumlu tutan İslam, insanları zora ve sıkıntıya, meşakkat ve nefrete sokmak için gönderilmemiştir.
Bu bağlamda kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmaktadır: “Allah uğrunda hakkıyla cihad edin. O sizi seçti ve dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi. Babanız İbrahim’in dinine uyun. Allah, sizi hem daha önce hem de bu Kur’an’da Müslüman diye isimlendirdi ki, Peygamber size şahit olsun, siz de insanlara şahit olasınız. Artık namazı dosdoğru kılın, zekâtı verin ve Allah’a sarılın. O ne güzel sahip, ne güzel yardımcıdır!” (Hac, 22/78)
Bu itibarla dinimiz insanı takatinin üstünde, altından kalkamayacağı, zorlanacağı herhangi bir ibadetle yükümlü kılmaz. Yine bazı ibadetlerin zayıflık, hastalık, yaşlılık, salgın hastalık, acizlik, yolculuk, fakirlik gibi hâllerde ruhsata tâbi tutması da bu amaca yöneliktir.
Asla unutulmamalıdır ki, İslam tarihi boyunca cemaatle ve Cuma namazıyla ilgili bütün kolaylık değerlendirmeleri bireysel kolaylık planında ele alınmıştır. Topluca yasaklanma yoluna asla gidilmemiştir!
 Hz. Peygamberin, “Siz bir yerde o(nun çıktığı)nı duydunuz mu, o taunlu yere gitmeyiniz! İçinde bulunduğunuz bir yerde de taun zuhur ederse, ondan kaçarak oradan çıkmayınız!" şeklindeki hadisi, tarihin hiçbir devresinde “o yerde” cemaatle namazı terk edin veya cumayı iptal edin şeklinde anlaşılmamış ve yorumlanmamıştır! Kaldı ki dünya Müslümanları ilk defa salgın bir hastalıkla karşılaşmamıştır!  
Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Corana Virüs salgınının önlenmesi adına namazların cemaatle kılınmaması ve Cuma namazlarının edası yönünde alınan karar ve verilen fetva, halkımızın ve din adamlarımızın bir bölümüyle ilim-hal ehli tarafından, Yüce Allah'ın emrini yetirmeye gücü yetenler ve risk altında bulunmayanlara karşı bir mani olarak değerlendirilmektedir. 
Bu değerlendirmeler ile Diyanet İşleri Başkanlığının haklı olup olmadığına bakılmaksızın aşağıda anılacak önlemlerle dini vazifelerin bihakkın icrasının mümkün olacağı değerlendirilmektedir; 
“Ey Âdemoğulları! Her mescitte ziynetinizi takının (güzel ve temiz giyinin). Yiyin için fakat israf etmeyin. Çünkü O, israf edenleri sevmez.” (A’râf, 7/31)
Yüce dinimiz İslam, temizliğe büyük önem vermiştir. Özü itibariyle manevî kirlerden arınma, Allah’ı tanıma, O’na itaat ve ibadet etme olan dinimiz, ruhumuzun yücelişi ve Allah ile manevî bağlantı ortamına geçebilmemiz için, bizleri çevreleyen fizik şartların da buna uygun hâle getirilmesini gerekli kılmıştır. Bu yüzden Kur’an-ı Kerim’de, ibadet hayatıyla temizlik ve zarafet arasında sıkı bir bağ kurulmuştur.
Corana virüsü gölgesinde A’râf suresinin hükmü gereği belli süre cami ve mescitlerimize
·         Galoş,
·         Eldiven,
·         Maske,
·         Kişisel seccade
gibi sağlığa uygunluk kurallarına uygun ekipmanlarla gidilmesinin “güvenli geçiş süreci” gerçekleştirmenin usulü olması gerektiği değerlendirilmektedir.
İbadetlerimizi eda etmek üzere evine misafir olduğumuz Zât’ın yüceliğini düşünerek beden ve elbiselerimizin temizliğine ve düzgünlüğüne dikkat edilmesi hususu basın yayın organları tarafından işlenmelidir. Allah’ın evleri diyebileceğimiz mukaddes mekânlara, ibadet etmek üzere gelen insanların gönül huzuru içerisinde bu görevlerini yerine getirmelerine engel olabilecek her türlü tedbirsizliğin kul ve kamu hakkı olduğu, bu tutum ve davranışlardan uzak durması gerektiği tebliğ edilmelidir.

Yüce Mevlâmız, yaşadığımız dünyayı, meşru dairede her türlü ihtiyacımıza cevap verebilecek nitelikte nimetlerle donatmış ve bu nimetlerden öncelikli olarak faydalanma hakkını da biz inananlara vermiştir
Bu bağlamda devletimiz tarafından:
·         Corona Virüs salgınına karşı alınacak şümul tedbirlerle (Görevlilerin kendi seccadeleri, maskeleri, eldivenleri ve ayak galoşuyla) Camilerde görevli İmam Hatipler ve müezzinlerin mevcut görevlerine devam ettirilmesi,
·         Yüce Allah'a ibadet sisteminin devamı açısından Mü’min-i Nöbet anlayışıyla azami düzeydeki aynı salgın tedbirleri alınmak kaydıyla, Camilerin İmam Hatipleri tarafından, mevcut camii cemaatti içindeki gönüllü gençler içinden seçilecek en az iki kişiyle namazların cemaatle her vakitte eda ettirilmesi, 
·         Camiilerde kılınacak vakit namazlarına katılan cemaat sayısının İlgili müftülüğe cemaatin isimleri olmaksızın bildirilmesi, 
·         Cuma namazlarının edası ile ilgili: Cumaya gelecek  cemaatin kendi seccadeleri, maskeleri, eldivenleri ve ayak galoşlarıyla birlikte Namaz tertibi ve saf düzeninde birer saf boş bırakarak Cuma namazına gelebileceklerinin ilan edilmesi, 
·         Diyanet Başkanlığı tarafından; Cuma cemaati için 65 yaş ve üzeri vatandaşlara uygulanan sokağa çıkma yasağına tabi olanlar ile kendisinde, ailesinde veya etrafında corana vakası olanlar ve corana tedbirleri kapsamında risk grubunda olanların cuma namazına gelmelerinin caiz olmayacağının belirtilmesi, 
gerektiği değerlendirilmektedir.
Camilerimiz ve Cuma namazımız, bütün Müslümanların adeta ortak kalbi gibidir. O kalpte hayat varsa, Müslümanlarda da hayat vardır.





Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gerçekleşen Vaat

Cin: “Görünmeyenin Dalga-Form Varlığı” Teorisi (CİNDAV Teorisi)

ŞANS RİTÜELLERİ