KADIN Merhamet Sömürüsü


KADIN 

Merhamet Sömürüsü - Kadının Duygusal Emeğinin Ticarileştirilmesi

("Duygusal emek": Bir bireyin, başkalarının duygularını düzenlemek ve toplumsal rollerini yerine getirebilmek için kendi iç dünyasını bastırması ya da şekillendirmesi)

Modern toplum, kadının duyarlılığını yüce bir değer olarak lanse ederken, aynı anda bu duyarlılığı ürütimsel bir girdi olarak kullanmaktadır. Kadının "Şefkat", "merhamet" ve "anlayış" gibi duygu temelli erdemleri, sistem tarafından çoktan birer hizmete, hatta bir tür "ruhsal hizmet sektörüne" dönüştürülmüştür.

Bu sömürü biçimi sadece ekonomik değildir; sosyo-teolojik boyutlarla derinleşmiştir. Kadın, hem Tanrı'ya adanmış bir fedakarlık nesnesi olarak konumlandırılmakta (bkz. Meryem figürü), hem de dünyasal sistemin sürekli hizmet sunan bir çarkına dönüştürülmektedir.

Kadının duygusal emeği, gülümsemesi, empatisi ve çocuklarıyla ilgilenmesi, birer sevgi göstergesi olmaktan çıkar; birer "görev" haline gelir. Kadın bu görevleri yerine getirmedikçe "eksik", "yetersiz" ya da "bencil" olarak kodlanır. Bu, tam anlamıyla ters-ontoist bir sömürüdür. (Ters-ontoizm: Varlığın kendisi yerine, onun sınıflandırılmış görevlerinin öne çıkarılması)

Bu bağlamda merhamet, kadının kimliği değil, "kullanım biçimi"dir.

Bölüm II: Kutsal Anne Gerçeyi - Ailede Kadının Silinmesi

(Gerçey: Gerçeklik gibi görünen fakat aslında iktidar tarafından üretildiği için sürekli manipüle edilebilen bir anlamsal yapı)

Toplumun kadına biçtiği en derin kimliklerden biri "anne" rolündedir. Ancak bu rol, çoğu zaman varlığın kendisini siler. Kadın, "anne" olarak vardır ama "kendisi" olarak yoktur.

Çocuk için tüm fedakarlıkları yapan, uykusuz kalan, endişelenen kadın, sürekli şükürle yetinmeye itilir. Bu ahlaki baskı, kadının bireysel sınırlarını ortadan kaldırır. "Çocuk için yapılan her şey kutsaldır" öğretilirken, bu kutsallık aslında sistematik bir silinmeyi meşrulaştırır.

Anne imgesinin bu şekilde yüceleştirilmesi, kadının kendi varlığını savunmasını etik bir sorun haline getirir. Kendisi olmak isteyen kadın, "bencil" damgası yer. Bu da onto-iz'in bir tezahürüdür. (Onto-iz: Bir varlığın ortadan kalkmasına rağmen sistemde bıraktığı şöhret, imaj veya beklenti kalıntısı)

Bölüm III: Dişil Sessizlikler - Kadınların Bilinçli Geri Çekilişi Bir Direniş Olabilir mi?

Kadınlar bazen "susar". Konuşmaz, tartışmaz, hatta bazen "gülümsemeyi" bile bırakır.

Bu suskunluk, yüzeyde bir kabulleniş gibi görünse de, alt katmanlarda bir felsefi-terapötik direniştir. Kadın, sözüyle, beden diliyle, bakışıyla bile hizmet etmek zorunda bırakıldığı bir sistemde, susarak bu hizmeti durdurur.

Bu, "tenzihsel suskunluk"tur. (Tenzihsel suskunluk: Kutsal olanı söylem dışında bırakma, dilsel tüketimi reddetme eylemi)

Kadın, adı konmayan bu suskunlukta kendi kimliğini yeniden inşa eder.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Gerçekleşen Vaat

Cin: “Görünmeyenin Dalga-Form Varlığı” Teorisi (CİNDAV Teorisi)

ŞANS RİTÜELLERİ